Adile Sultan Sarayı

Okulumuz


 

Sosyal Medyada Biz

Facebook

Duyurular

  • 09-02-2019

Tüm Duyurular

Saray

Yapının Özgeçmişi

Adile Sultan Sarayı olarak tanınan binanın ilk kez hangi tarihte, kimin tarafından, hangi mimara yaptırıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Binanın yeri, tapu kayıtlarına göre Sultan I. Mahmud ile Şeyh-ül İslam Vani Mehmet Efendi vakıflarındandır; önemli bir kısmının zamanla değişik kişilere geçtiği anlaşılmaktadır.

Başbakanlık arşivindeki belgelere göre, 1828 yılında Kaptan-ı Derya Halil Rıfat Paşa’ya ait olan binayı Sultan Abdülmecid 25 bin altına satın almış; Sultan Abdülaziz ise, 1870’li yıllarda Balyan Ailesi’nden mimarlara onarımını yaptırtıp kızkardeşi Adile Sultan’a yazlık saray olarak vermiştir.

Saray, 1899’da Adile Sultan’ın ölümü üzerine Hazine’ye geçmiş ve bir bekçinin yerleştirilmesi suretiyle korunmasına karar verilmiştir. Bakımsız kalan sarayın onarılarak Türkiye’nin ilk yatılı kız lisesine dönüştürülmesi, Kandilli Adile Sultan İnas Mektebi (Kandilli Kız Lisesi)’nin açılmasıyla ancak 1916 yılında gerçekleşebilmiştir.

Kandilli Kız Lisesi öğrencilerinin 70 yıl eğitim ve öğrenim gördüğü saray, 7 Mart 1986 günü bir yangın sonucunda dört duvar halinde kalmış; eski mezunların çabalarıyla restore ettirilerek 2006 yılında Sakıp Sabancı Kandilli Eğitim ve Kültür Merkezi olarak yeniden yaşama geçirilmiştir.

Yapının Özelikleri

Kandilli'de Boğaziçi'ne hakim bir tepeye yerleşmiş olan saray, dikdörtgen planlı bir yapıdır; doğu-batı ekseninde kayalık bir zemine oturmaktadır. Karadeniz’e bakan kuzey cephesinden üç katlı, Marmara Denizi'ne yönelen güney cephesinden ise iki katlı olarak algılanmaktadır.

Yapı strüktürünün kagir duvarlardan oluşması, yangının olumsuz etkilerine karşı plan şemasının bozulmadan günümüze ulaşmasını ve aynen muhafaza edilebilmesini sağlamıştır.

Saray Batı, Doğu ve Merkez olmak üzere üç bölümden oluşuyordu:

Sarayın kuzey batısında yer alan bahçe içinde müştemilat olarak kullanıldığı sanılan tek katlı bir yapının izleri bulunmuştur.

Batıda sahil yolu üzerine saray mensupları için bir bina yaptırılmış, daha sonra satılmıştır. Sarayın bahçesi denize kadar iniyordu. Sahilde bir deniz hamamının bulunduğu ve ana binaya yol üzerinden geçen kapalı bir köprü ile bağlandığı söylenmektedir.

Sarayın Doğu Bölümü

Kuzey cephesinde yer alan ve ayrı bir kapıdan girilerek merdivenle üst kata çıkılan büyük mermer sofanın kuzey ve güneyinde odalar yer almaktaydı. Sarayın güneyinde yer alan bahçelere buradan çıkılmaktaydı. İki kollu bir merdivenle çıkılan üst kat da aynı plana sahipti. Hamamın ve tuvaletlerin yer aldığı bazı hizmet bölümleri bu bölümün doğusunda bulunuyordu.

Sarayın Batı Bölümü

Batı cephesinde yer alan sarayın cümle kapısına iki kollu mermer merdivenle çıkılırdı. Girişte mermer bir taşlık ve iki yanda büyük odalar yer alırdı. Adile Sultan'ın ikinci katta bulunan özel dairesine de gene iki kollu bir merdivenle çıkılıyordu. Girişte her iki katın plan şemaları aynıydı. Bu bölümün güneyinde harika bir manzarası olan ve oval salondan da inilebilen küçük bir asma bahçe bulunuyordu.

Sarayın Merkez Bölümü

İstanbul saraylarında genellikle görülen, haremlik ve selamlık olarak kullanılan simetrik bölümlerin merkez mekana bağlandığı şema burada da kullanılmıştı. Bu bölümde kuzeye ve güneye pencereleri olan büyük bir oval salon yer alıyordu. Geç rokoko üslubunda zengin bir bezemesi vardı. Eliptik tavanı taşıyan kolonlar yuvarlak gövdeli ve kompozit başlıklıydı.

Sarayın doğusunda yer alan ve Sıraevler Sokağı'ndan girişi olan sarayla da bağlantısı bulunan yapının eski işlevi bilinmemektedir. Bu bina saray okula dönüştükten sonra yemekhane ve laboratuvar olarak kullanılmıştır.


Adile Sultan'ın Öyküsü

Adile Sultan'ın Öyküsü (1826 – 1899)

23 Mayıs 1826 günü Topkapı Sarayı’nın Harem Dairesi’nde doğmuş ve henüz dört yaşındayken annesi Zernigâr Kadın'ı kaybetmiştir. Sultan ll. Mahmud’un baş kadını Nevfidan Kadın tarafından büyütülüp yetiştirilmiştir.

Sultan II. Mahmud, çocuklarının eğitimine çok önem veriyordu. Adile Sultan da küçük yaştan itibaren özel öğretmenlerden din, edebiyat, müzik, Arapça, Farsça ve hat dersleri aldı. Öğreniminin sonunda, şiirler, ilâhiler yazdı, bazıları günümüz TRT repertuarında da yer alan besteler yaptı.Divan sahibi tek kadın sultandır. Hattat olmaya hak kazandı.

Adile Sultan,13 yaşında babasını kaybetti..20 yaşına geldiğinde, Tophane Müşiri Mehmet Ali Paşa ile dillere destan bir düğünle evlendirilen, birçok değerli eşyanın çeyiz olarak verildiği Fındıklı’daki Neşetâbât Sarayı’na gelin giden Adile Sultan’ın mutlu bir yaşam sürdüğü söylenemez. Çocuk yaşta tattığı ana-baba acısından sonra küçük yaşlardaki üç çocuğunu , ağabeyi Sultan Abdülmecid’i (1861), eşi Kaptan-ı Derya Mehmet Ali Paşa’yı (1868) ve bir yıl sonra hayatta kalan tek kızı Hayriye Sultan’ı, kardeşi Sultan Abdülaziz’i (1876) kaybetmesiyle uğradığı dert ve ıstıraplarını hafifletme yolunu bir yandan ibadette bulurken, bir yandan da beyitlerine dökmüştür. Divanındaki beyit sayısı iki bini aşmaktadır. Çektiği acılarla içinde bulunduğu ruhsal durumu gazelinde şöyle anlatıyor:

 Gâh olur kendimi idrak ile efgan ederim
 Gâh isyanım anıp derd ile nalân gezerim
 Gâh Mecnûn gibi dağlar aşarım Adile ben
 Aşka Sûzân olup, gamla perîşân gezerim

Ayrıca Osmanlı tarihini yansıtan şiirler, Fuzulî ve Şeyh Galip’e nazireler de yazmıştır. Kanunî Sultan Süleyman’ın şiirlerini Divan-ı Muhibbi adıyla ilk bastıran da Adile Sultan’dır.

İmparatorlukta yenilik ve değişim hareketleri ile iç-dış savaşların sürdüğü bir dönemde yaşadığından devletin ve yakınlarının içinde bulunduğu güçlüklere duyarsız kalamamış; özellikle sosyal konularla belirgin bir şekilde ilgilenmiştir. Kurduğu vakıflar kanalıyla okullar yaptırmış, susuz yerlere su getirtmiş, işsizlere iş olanağı sağlamış; fakir halkın gereksinimlerini karşılarken, çocukların okula başlamalarına, gelinlik kızlara çeyiz yapılmasına, hastalarının baktırılmasına yardımcı olmuştur. Adile Sultan, ll.Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz, V. Murad, ll.Abdülhamid dönemlerini yaşamış bir Sultan kızıdır.

Kadınların sosyal yaşamına özel bir önem veren Adile Sultan, saray kadınlarına özgü toplantılar yaparak, İstanbul’un çeşitli bölgelerine gezintiler düzenleyerek onların sosyalleşmesine çalışmıştır. Bu gezintiler bazı çevrelerce hoş karşılanmasa da Sultan’ın saygınlığı ve dindar kişiliği ağır basarak olası tepkileri önlemiştir.

Devlet adamları ile yabancı elçilerin eş ve kız çocukları da Adile Sultan’ın saraydaki toplantılarına davet ediliyorlardı. Ayrıca, saraylarını ve köşklerini halkın her kesimine, özellikle kadınlara açarak onların görgü ve bilgilerini arttırmalarına yardımcı oluyor, sorunlarını dinleyip çözümler üretiyordu.

Adile Sultan’ın çocukluğu Dolmabahçe Sarayı’nda, gençliği Beylerbeyi Sarayı’nda geçmiştir. Gelin gittiği Neşetâbât Sarayı’nda 1866’ya kadar kış aylarını geçiriyordu. 1866’dan itibaren 33 yıl süresince Salıpazarı Salhanesi’ni kışlık saray olarak kullanıyordu. Yaz aylarında genellikle Silahtarağa’daki yazlık kasrına, Validebağı’ndaki yazlık bağ köşküne ve Kandilli’deki yazlık sarayına gidiyordu.

Osmanlı tarihindeki kadın sultanlar arasında güzel ahlâkı ve yetenekleri ile ilginç bir kişilik gösteren Adile Sultan 12 Şubat 1899 günü hayata gözlerini yumdu. Cenazesi büyük bir törenle Eyüp Bostan İskelesi’ne çıkarılıp, Eyüp Sultan Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra, Bostan İskelesi Sokağı’nın sonundaki Mehmet Ali Paşa türbesine eşi ile dört kızının yanına gömüldü.

Adile Sultan'ın Vakfiyesi

Adile Sultan’ın vakfettiği mal ve mülkü, bunların kimler tarafından ve nasıl kullanılacağını bildiren vakfiyeler, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde Türkçe Yazmalar Bölümü’nde 4993 numara ile kayıtlıdır.

Tezhiplerle bezeli çok güzel bir ciltte 14 bölüm halinde toplanmış olan bu vakfiyenin tarih, mühür ve tanıkların imzalarının bulunduğu her bölümünde ayrı bir vakfiye yer almaktadır.

Vakfın gelirleri, Seyid Nizamettin Dergâhı’na gelen yoksulların, Gül Camii Sibyan Mektebi öğrenci ve öğretmenlerinin gereksinmeleri gibi yardım konularına harcanması koşullarına bağlanmıştır.

Adile Sultan’ın, vakfiyesi içinde yer almayan çeşitli okul, dergâh, türbe, sarnıç, şadırvan, çeşme, namazgâh vb. hayratı da vardır. Ölümünden sonraki yıllarda, Kandilli’deki yazlık sarayı ve korusu Kandilli Kız Lisesi’nin; Koşuyolu’ndaki köşkü ve korusu sağlık kurumu olmak üzere öğretmenlerin; Fındıklı’daki sarayı ise sırasıyla Meclis-i Mebusan’ın (Millet Meclisi’nin), Güzel Sanatlar Akademisi’nin ve Mimar Sinan Üniversitesi’nin kullanımına bırakılmıştır.

Babası; II.Mahmud (1785 – 1839)

I.Abdülhamid'in oğludur. Askerî ve idarî alanlarda çok iyi yetişmiştir.Bilim ve sanata yakınlığıyla da tanınan II. Mahmud, yeni eğitim kurumları (Harbiye, Bahriye, Maarif, Adliye ve Sıhhiye okullarını) açmıştır. Amcası III. Selim'den müzik dersleri almıştır.Günümüze kadar gelen 26 bestesi vardır. Devrin önemli hattatlarından ders alarak icazetli hattat olmuştur. Bazı camilerde ve Topkapı Sarayı'nda levhaları vardır.

Ağabeyi; Sultan Abdülmecid (1823 – 1861)

1838 yılında henüz 16 yaşındayken tahta çıkarıldı. Gayri Müslimlere geniş haklar veren Gülhane Hatt-ı Hümayûnu'nu yayınlanarak Tanzimat-ı Hayriye Devri başlattı. Tanzimatla yapmayı tasarladığı birçok yeniliği gerçekleştiremedi ve 1856'da Islahat Fermanı'nı yayınladı. Döneminde hukuk ve eğitim alanında ilerlemeler kaydedilmiştir. İstanbul'da ilk kez kız ortaokulu açılmış; lise düzeyinde eğitim kurumları (Dar-ül maarifler), Mülkiye, Harp Akademisi ve çeşitli meslek okulları öğretime başlamıştır. İlk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval'in yayınlanmaya başlaması, kâğıt paranın ilk kez basılması da bu dönemde gerçekleşmiştir.Saray kadınları sosyal yaşamda daha çok görünmeye başlamışlardır.Osmanlı padişahlarının son dördü, V.Murad, ll. Abdülhamid, V. Mehmed Reşad, VI. Mehmed Vahdeddin, Sultan Abdülmecid'in oğullarıdır.

Kardeşi; Sultan Abdülaziz (1830 – 1876)

Balkanlardaki milliyetçilik hareketleriyle sarsılan Osmanlı Devletinde uluslararası ilişkilere önem vererek Fransa, İngiltere, Belçika, Rusya, Prusya, Budapeşte ve Avusturya’yı ziyaret eden ilk padişah oldu. Darülfünûn’un kurulması, başta Darüşşafaka olmak üzere yeni liselerin, meslek okullarının ve askerî okulların açılması, denizcilik ve haberleşme alanlarındaki ilerlemeler, bugünkü Danıştay ve Sayıştay’ın kurulması Sultan Abdülaziz döneminin önemli olguları arasındadır. Av, güreş, cirit gibi spor dallarıyla uğraşmasının yanısıra, müzik, tiyatro, resim ve heykele de düşkün olan Abdülaziz,ünlü ressam Ayvazovski'yi İstanbul'a davet etmiştir.

Meşrutiyet isteklerine şiddetle karşı çıkmasıyla da tanınan Abdülaziz, 30 Mayıs 1876’da önde gelen vezir, nâzır ve komutanların düzenledikleri bir darbe sonunda tahttan indirilip Topkapı Sarayı’nda hapsedildi. Sultan Abdülaziz’in birkaç gün sonra intihar ettiği söylenmişse de bu olayın cinayet olmasından kuşkulanılmıştır.

Yeğeni; Sultan V.Murad (1840 – 1904)

Sultan Abdülmecid'in oğludur. Çok iyi eğitim aldığı ve üç dili çok iyi konuştuğu bilinmektedir. İktidarda olan paşalar Sultan V. Murad'ın üzerinde otorite kurduklarından, bu baskı karşısında ruh sağlığı bozulmuş; bilincinin yerinde olmadığını belirten doktor raporu ve Şeyh-ül İslam'ın verdiği "hal" fetvasıyla 93 günlük saltanatı sona erdirilmiştir. Ölümüne kadar Çırağan Sarayı'nda ailesi ile birlikte hapis hayatı yaşamıştır.

Yeğeni; Sultan II.Abdülhamid (1842 – 1918)

Sultan Abdülmecid'in oğludur. V. Murad'ın hastalığının artması üzerine II. Abdülhamid, Mithat Paşa ve arkadaşları tarafından devlet işlerine karışmaması koşuluyla tahta çıkarıldı ve 23 Aralık 1876'da I. Meşrutiyet'i ilân etti. Devlet yönetimi Meclis-i Mebusan'a devredilmişti. Ancak iki yıl sonra meclisi kapatıp yönetime el koydu.İttihat ve Terakki mensuplarının baskısıyla 1908'de II. Meşrutiyet'i ilân etti. Bir yıl sonra 31 Mart Vak'asını müteakip 27 Nisan 1909'da tahttan indirildi.Döneminde Sanayii Nefise (Güzel Sanatlar Akademisi), Yüksek Mühendis Mektebi, Yüksek Ticaret Lisesi gibi okullar ile Darülaceze ve Beyoğlu Kadın Hastanesi, Şişli Etfal (çocuk) Hastanesi gibi sosyal kurumlar açmıştır.

II. Abdülhamid, ilk yatılı kız lisesi (Kandilli Kız Lisesi)nin açılmasına izin vermiştir. Sıkı bir sansür uyguladığı halde, yayın çalışmalarını desteklediğinden, bu dönemde kitap-dergi ve gazete sayısında büyük artış olmuştur.